Çok uzun zaman önce, yemyeşil çayırlarla çevrili bir köyün yakınlarında geniş bir otlak varmış. Bu otlakta, bir çiftçinin baktığı bir sürü kaz yaşarmış. Kazlar gün boyu çimenlerin arasında dolaşır, gölette yüzer ve neşeyle vaklayarak vakit geçirirlermiş.
Bu kazların arasında yaşlı ve bilge bir kaz olan Akkanat da varmış. Akkanat her zaman genç kazlara dikkatli olmalarını öğütlermiş.
Bir gün genç kazlardan biri:
Neden sürekli dikkatli olmamız gerektiğini söylüyorsun Akkanat amca? diye sormuş.
Akkanat gülümsemiş.
Çünkü tehlike bazen ummadığınız anda karşınıza çıkabilir. Hazırlıklı olanlar korkuya kapılmaz, demiş.
Genç kazlar bu sözleri pek önemsememişler. Sonuçta çayır huzurlu, güvenli ve havası güzelmiş.
Fakat aynı gün öğleden sonra çiftçi bir işini halletmek için çiftlikten ayrılmış. Tam o saatlerde ormanın derinliklerinden aç bir tilki çıkagelmiş. Tilki birkaç gündür doğru dürüst yemek bulamamış. Karnı öyle açmış ki, yürürken bile midesinden gurul gurul sesler geliyormuş.
Ve o sırada çayırdaki kazları görmüş.
Kazlar güneşin altında dolaşıyor, taze otlar yiyorlarmış. Hepsi sağlıklı ve oldukça tombul görünüyormuş.
Tilkinin gözleri parlamış.
Ah, ne şanslı bir gün böyle! diye bağırmış.
Tam zamanında gelmişim! Bakıyorum da hepiniz formundasınız. Karnım öyle aç ki, hepinizi tek tek yiyebilirim!
Kazlar bu sözleri duyunca büyük bir korkuya kapılmışlar.
Bazıları ağlamaya başlamış.
Bazıları kanatlarını çırpmış.
Bazıları da birbirine sokularak saklanmaya çalışmış.
Genç kazlardan biri:
Ne yapacağız şimdi? diye fısıldamış.
Başka biri:
Kaçalım! diye bağırmış.
Ama tilki onların önünü kesmiş.
Hiçbir yere gitmiyorsunuz!
Kazlar çaresizce birbirlerine bakmışlar.
Tam o sırada yaşlı kaz Akkanat öne çıkmış.
O da korkuyormuş ama bunu belli etmemeye çalışıyormuş.
Kibarca eğilmiş ve:
Sayın Tilki, eğer kaderimiz buysa buna engel olamayız. Ancak ölmeden önce son bir şey isteyebilir miyiz? diye sormuş.
Tilki gururlu bir şekilde:
Söyle bakalım, ne istiyorsunuz? demiş.
Akkanat:
“Hayatımız boyunca birçok hata yapmış olabiliriz. Ölmeden önce dua etmek istiyoruz. Son kez birlikte dua edelim. Sonra da sıraya gireriz, bizi istediğiniz gibi yersiniz.” demiş.
Tilki biraz düşünmüş.
Aslında çok açmış ama kendisini önemli biri gibi hissetmek de hoşuna gidiyormuş.
Hmm… Bu oldukça saygılı bir istek. Peki. Dua edin bakalım. Ben de burada beklerim.
Kazlar birbirlerine bakışmışlar. Akkanat genç kazlara göz kırpmış.
İlk kaz öne çıkmış ve yüksek sesle:
VAAAK! VAK! VAAAK! diye bağırmaya başlamış.
Tilki kaşlarını kaldırmış.
İlginç bir dua, demiş.
Dua eden kaz:
Henüz yeni başladım, demiş.
Ve tekrar:
VAAAK! VAK! VAAAK! demeye başlamış.
Bir süre sonra ikinci kaz da başlamış.
VAK! VAK! VAAAK!
Ardından üçüncü kaz.
Sonra dördüncü.
Sonra beşinci.
Çok geçmeden bütün çayır:
VAK! VAK! VAAAK! VAK! VAK! VAAAK! sesleriyle yankılanmaya başlamış.
Tilki önce sabırla beklemiş.
Beş dakika geçmiş.
On dakika geçmiş.
Yarım saat geçmiş.
Kazlar hâlâ durmadan vaklıyormuş.
Tilki sıkılmaya başlamış.
Bu nasıl bir dua yahu? Daha bitmedi mi? diye sormuş.
Akkanat ciddi bir ifadeyle:
Gerçekten önemli bir dua ediyoruz, demiş.
Kazlar tekrar:
VAAAK! VAK! VAAAK! diye bağırmışlar.
Sesleri o kadar yükselmiş ki, çiftliğin yakınlarında olan çiftçi bile onları duymuş.
Çiftçi şaşırmış.
Bu kadar gürültü neden geliyor acaba? diye merak etmiş.
Ve hemen eline bastonunu alıp çayıra doğru koşmuş.
Tilki ise hâlâ bekliyormuş.
Offf, bu dua biraz fazla uzun sürmedi mi? diye söyleniyormuş.
Tam o sırada uzaktan çiftçinin geldiğini görmüş.
Arkasından da çiftçinin köpeği koşuyormuş.
Tilkinin yüzünün rengi değişmiş.
Eyvah! diye bağırmış.
Köpek havlamaya başlamış.
Hav! Hav! Hav!
Tilki arkasına bile bakmadan ormana doğru kaçmış.
Kazlar ise hâlâ vaklıyormuş.
Çiftçi yanlarına geldiğinde durumu anlamış ve:
Tamam tamam, artık susabilirsiniz, Hahahaha! demiş gülümseyerek.
Kazlar bir anda sessizleşmiş.
Tilkinin çoktan kaçtığını görünce büyük bir sevinç yaşamışlar.
Genç kazlar Akkanat’ın etrafını sarmış.
Hayatımızı kurtardın! Sen harikasın! demişler.
Akkanat gülümsemiş.
Çok uzun zaman önce, yemyeşil çayırlarla çevrili bir köyün yakınlarında geniş bir otlak varmış. Bu otlakta, bir çiftçinin baktığı bir sürü kaz yaşarmış. Kazlar gün boyu çimenlerin arasında dolaşır, gölette yüzer ve neşeyle vaklayarak vakit geçirirlermiş.
Bu kazların arasında yaşlı ve bilge bir kaz olan Akkanat da varmış. Akkanat her zaman genç kazlara dikkatli olmalarını öğütlermiş.
Bir gün genç kazlardan biri:
Neden sürekli dikkatli olmamız gerektiğini söylüyorsun Akkanat amca? diye sormuş.
Akkanat gülümsemiş.
Çünkü tehlike bazen ummadığınız anda karşınıza çıkabilir. Hazırlıklı olanlar korkuya kapılmaz, demiş.
Genç kazlar bu sözleri pek önemsememişler. Sonuçta çayır huzurlu, güvenli ve havası güzelmiş.
Fakat aynı gün öğleden sonra çiftçi bir işini halletmek için çiftlikten ayrılmış. Tam o saatlerde ormanın derinliklerinden aç bir tilki çıkagelmiş. Tilki birkaç gündür doğru dürüst yemek bulamamış. Karnı öyle açmış ki, yürürken bile midesinden gurul gurul sesler geliyormuş.
Ve o sırada çayırdaki kazları görmüş.
Kazlar güneşin altında dolaşıyor, taze otlar yiyorlarmış. Hepsi sağlıklı ve oldukça tombul görünüyormuş.
Tilkinin gözleri parlamış.
Ah, ne şanslı bir gün böyle! diye bağırmış.
Tam zamanında gelmişim! Bakıyorum da hepiniz formundasınız. Karnım öyle aç ki, hepinizi tek tek yiyebilirim!
Kazlar bu sözleri duyunca büyük bir korkuya kapılmışlar.
Bazıları ağlamaya başlamış.
Bazıları kanatlarını çırpmış.
Bazıları da birbirine sokularak saklanmaya çalışmış.
Genç kazlardan biri:
Ne yapacağız şimdi? diye fısıldamış.
Başka biri:
Kaçalım! diye bağırmış.
Ama tilki onların önünü kesmiş.
Hiçbir yere gitmiyorsunuz!
Kazlar çaresizce birbirlerine bakmışlar.
Tam o sırada yaşlı kaz Akkanat öne çıkmış.
O da korkuyormuş ama bunu belli etmemeye çalışıyormuş.
Kibarca eğilmiş ve:
Sayın Tilki, eğer kaderimiz buysa buna engel olamayız. Ancak ölmeden önce son bir şey isteyebilir miyiz? diye sormuş.
Tilki gururlu bir şekilde:
Söyle bakalım, ne istiyorsunuz? demiş.
Akkanat:
“Hayatımız boyunca birçok hata yapmış olabiliriz. Ölmeden önce dua etmek istiyoruz. Son kez birlikte dua edelim. Sonra da sıraya gireriz, bizi istediğiniz gibi yersiniz.” demiş.
Tilki biraz düşünmüş.
Aslında çok açmış ama kendisini önemli biri gibi hissetmek de hoşuna gidiyormuş.
Hmm… Bu oldukça saygılı bir istek. Peki. Dua edin bakalım. Ben de burada beklerim.
Kazlar birbirlerine bakışmışlar. Akkanat genç kazlara göz kırpmış.
İlk kaz öne çıkmış ve yüksek sesle:
VAAAK! VAK! VAAAK! diye bağırmaya başlamış.
Tilki kaşlarını kaldırmış.
İlginç bir dua, demiş.
Dua eden kaz:
Henüz yeni başladım, demiş.
Ve tekrar:
VAAAK! VAK! VAAAK! demeye başlamış.
Bir süre sonra ikinci kaz da başlamış.
VAK! VAK! VAAAK!
Ardından üçüncü kaz.
Sonra dördüncü.
Sonra beşinci.
Çok geçmeden bütün çayır:
VAK! VAK! VAAAK! VAK! VAK! VAAAK! sesleriyle yankılanmaya başlamış.
Tilki önce sabırla beklemiş.
Beş dakika geçmiş.
On dakika geçmiş.
Yarım saat geçmiş.
Kazlar hâlâ durmadan vaklıyormuş.
Tilki sıkılmaya başlamış.
Bu nasıl bir dua yahu? Daha bitmedi mi? diye sormuş.
Akkanat ciddi bir ifadeyle:
Gerçekten önemli bir dua ediyoruz, demiş.
Kazlar tekrar:
VAAAK! VAK! VAAAK! diye bağırmışlar.
Sesleri o kadar yükselmiş ki, çiftliğin yakınlarında olan çiftçi bile onları duymuş.
Çiftçi şaşırmış.
Bu kadar gürültü neden geliyor acaba? diye merak etmiş.
Ve hemen eline bastonunu alıp çayıra doğru koşmuş.
Tilki ise hâlâ bekliyormuş.
Offf, bu dua biraz fazla uzun sürmedi mi? diye söyleniyormuş.
Tam o sırada uzaktan çiftçinin geldiğini görmüş.
Arkasından da çiftçinin köpeği koşuyormuş.
Tilkinin yüzünün rengi değişmiş.
Eyvah! diye bağırmış.
Köpek havlamaya başlamış.
Hav! Hav! Hav!
Tilki arkasına bile bakmadan ormana doğru kaçmış.
Kazlar ise hâlâ vaklıyormuş.
Çiftçi yanlarına geldiğinde durumu anlamış ve:
Tamam tamam, artık susabilirsiniz, Hahahaha! demiş gülümseyerek.
Kazlar bir anda sessizleşmiş.
Tilkinin çoktan kaçtığını görünce büyük bir sevinç yaşamışlar.
Genç kazlar Akkanat’ın etrafını sarmış.
Hayatımızı kurtardın! Sen harikasın! demişler.
Akkanat gülümsemiş.
O günden sonra tüm genç kazlar, Akkanatın öğütlerini hep can kulağıyla dinlemişler.vO günden sonra tüm genç kazlar, Akkanatın öğütlerini hep can kulağıyla dinlemişler.







Bir yanıt yazın