Bir varmış, bir yokmuş…

Çok eskiden büyük bir krallık varmış. O sıralar krallıkta büyük bir savaş patlak vermiş. Kral birçok asker toplamış, fakat askerlere verilen maaş o kadar azmış ki, askerler neredeyse açlıktan ölüyormuş. Bunun üzerine üç asker kaçmaya karar vermiş.

Bir asker diğer ikisine:

“Eğer yakalanırsak asılacakmışız, peki yakalanmadan nasıl kaçacağız?” demiş.

Diğer bir asker:

“Baksana şuradaki mısır tarlasına! Eğer oraya saklanırsak kimse bizi bulamaz. Hem ordu mısır tarlasına giremez, kaldı ki yarın yola çıkacaklar.” demiş.

Böylece gizlice mısır tarlasına saklanmışlar. Ama ordu onların sandığı gibi yola çıkmamış, tarlanın etrafında konaklamaya devam etmiş. Üç asker orada iki gün iki gece saklanmış, neredeyse açlıktan ölecek hale gelmişler. Tarladan çıkarlarsa kaçtıkları için idam edilecek, kalsalar da açlıktan öleceklermiş.

“Madem burada ölecektik, kaçmamızın ne anlamı kaldı ki?” diye iç çekmişler.

Tam o sırada gökten bir ejderha uçarak onlara doğru yaklaşmış ve onlara neden saklandıklarını sormuş. Onlar da:
“Biz askeriz, maaşımız çok az olduğu için kaçtık. Şimdi de buradan çıkamıyoruz. Burada kalırsak açlıktan öleceğiz, çıkarsak asılacağız.” demişler.

Ejderha:

“Eğer bana yedi yıl kölelik yapmayı kabul ederseniz, sizi kimseye yakalatmadan buradan çıkarabilirim.” demiş.

“Zaten başka çaremiz yok.” diye cevap vermişler.

Bunun üzerine ejderha pençeleriyle üçünü birden tutmuş, ordugâhın üzerinden uçarak uzak bir yere getirmiş. Meğer ejderha sihir yapabilen bir canavarmış. Ejderha onlara küçük bir kamçı vermiş ve:

“Kamçıyı yere vurduğunuzda vurduğunuz yerden altınlar çıkacak, ne kadar isterseniz o kadar. Böylece zengin gibi yaşayacak, atınız, arabanız olacak. Ama yedi yıl dolunca tamamen benim kölelerim olacaksınız. Yalnız o zaman size bir bilmece soracağım, eğer bilirseniz serbest kalırsınız.” demiş.

Sonra da defterini çıkarıp hepsine imza attırmış.

Üçü bu kamçıyla yolculuğa çıkmış. Gerçekten de altınları olmuş, şatafatlı elbiseler giymiş, saraylarda yaşamış, arabalarla gezmiş, ziyafetler çekmişler. Kötülük de yapmamışlar. Derken yedi yıl dolmuş.

Askerlerden ikisi endişelenmeye başlamış, yüreğine korku düşmüş, ama diğeri:

“Korkmayın, benim kafam iyi çalışır, bilmeceyi mutlaka çözerim.” demiş.

Üçü ağacın etrafında konu hakkında kara kara düşünürken, yaşlı bir kadın gelmiş ve neden üzgün olduklarını sormuş.
Onlar: “Bilseniz de bize yardım edemezsiniz.” demişler.
Kadın: “Siz bir anlatın bakalım, belki edebilirim.” demiş.

Böylece, ejderhayla nasıl kölelik sözleşmesi imzaladıklarını, şimdiyse anlaşma gereği bilmeceyi bilemezlerse artık tamamen ejderhanın kölesi olacaklarını anlatmışlar..

Yaşlı kadın:

“Kurtulmak istiyorsanız içinizden biri ormana gidip kayaya benzeyen küçük kulübeye girmeli. Orada kurtuluş yolunu bulacaksınız.” demiş.

Askerlerden ikisi hem korkmuş, hem kadının dediklerini saçma bulmuş, ama cesur olan asker gitmiş. Kayadan kulübeyi bulmuş, içine girmiş. İçeride çok yaşlı bir kadın oturuyormuş. Meğer bu, ejderhanın ninesiymiş. Asker tüm olayı detaylıca ona anlatmış. Kadın onu sevmiş, durumuna acıdığı için yardım etmeye karar vermiş. Bodrumdaki bir taş kapağı kaldırıp:

“Buraya saklan, buradan dışarıda konuşulanları duyabilirsin. Kımıldama. Ejderha gelince ona bilmecesini soracağım.” demiş.

Gece yarısı Ejderha gelmiş, yemek istemiş. Ninesi sofra kurmuş, konuşmaya başlamışlar. Ejderhanın ninesi:

“Nasılsın, nelerle meşgulsün?” demiş.

Ejderha: “Üç asker yakaladım, sonsuza kadar kölem olacaklar.” demiş.

Ninesi: “Belki akıllıdırlar, kurtulabilirler.” demiş.

Ejderha: “Asla kurtulamazlar! Onlara sorduğum bilmeceyi bilemeyecekler.” demiş.

Ninesi: “Neymiş o bilmece?” diye sormuş.

Ejderha:

“Onlara yedirdiğim yemekle ilgili bilmece soracağım. Onların yiyeceği kızartılmış et, uzak kuzey denizindeki ölü uzun kuyruklu maymunun etidir. Kullanacakları kaşık balinanın kaburgasıdır. Kullanacakları kadeh ise bir ihtiyar atın bacağıdır.” demiş.

Ejderha uyuyunca ninesi taş kapağı kaldırmış:

“Hepsini ezberledin mi?” diye sormuş askere.
“Çok iyi ezberledim, teşekkür ederim!” demiş asker.

Taş kulübeden çıkıp koşarak arkadaşlarının yanına dönmüş, duyduklarını anlatmış. Üçü de sevinçten etrafa altınlar saçmışlar.

Çok geçmeden ejderha askerlerin yanına gelmiş ve:

“Sizi yemeğe götüreceğim.” demiş.

Yedikten sonra başlamış sormaya: “Yediğiniz neydi?”
Kulübede her şeyi duyan o asker: “Uzak kuzey denizindeki ölü uzun kuyruklu maymun eti.” demiş.
“Peki kullandığınız kaşık?” diye sormuş ejderha.
“Balinanın kaburgası.” demiş ikinci asker.
“Peki kadehiniz?” diyerek son soruyu sormuş ejderha.
“İhtiyar atın bacağı.” demiş üçüncü asker.

Ejderha öfkelenerek uçup gitmiş, bilmeceyi bildikleri için artık büyü etkisini yitirmiş, ejderhanın bile onları tutsak etmeye gücü yetmezmiş. Böylece üç asker oradan ayrılmışlar. Paraya ihtiyacı oldukları zaman ise kamçıyı kullanmışlar. Ve ölene kadar dertsiz tasasız mutlu bir şekilde yaşamışlar.

Henüz yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir