Bir varmış bir yokmuş…
Uzak diyarlarda yemyeşil ağaçlarla dolu geniş bir ormanda, yeni doğmuş çok sevimli bir fil yavrusu yaşarmış. Adı Mino’ymuş.
Mino’nun kocaman kulakları, uzun hortumu, yusyuvarlak gözleri ve kıpır kıpır bir kuyruğu varmış. Ormandaki herkes onu çok severmiş.
Doğduğu ilk gün, etrafına merakla bakmış. Küçük ayılar yerde yuvarlanıyor, aslan yavruları koşuyor, zürafalar uzun boylarıyla yaprak topluyormuş.
Mino, hayran hayran hepsini izlemiş.
İkinci gün çiçekleri keşfetmiş. Rengârenk papatyalar, mis kokulu yaseminler, yumuşacık çimenler…
“Dünya ne kadar güzel!” demiş kendi kendine.
Üçüncü gün annesi ve babası onu nehir kenarına götürmüş. Uzakta yüksek dağlar, gökyüzünde bembeyaz bulutlar varmış. Mino heyecanla bağırmış:
“Dünya ne kadar büyük!”
Tam o sırada gökyüzünde bir kuş süzülerek uçmuş. Özgürce kanat çırpıyor, ağaçların üzerinden geçiyor, dağlara doğru ilerliyormuş.
Mino iç çekmiş:
“Keşke ben de uçabilsem… O zaman her yeri görebilirdim.”
O gece uzun uzun düşünmüş.
“Ben neden uçamıyorum? Kuş uçabiliyor. Belki ben de deneyebilirim.”
Ertesi gün bir ağacın altına gitmiş. Zorlanarak gövdesine tırmanmaya çalışmış. Zar zor biraz yükselebilmiş. Sonra cesaretini toplayıp kendini bırakmış…
Ama uçamamış.
“Pat!” diye yere düşmüş.
“Ah! Canım çok acıdı!” diye ağlamaya başlamış.
Bu sırada aslan yanına gelmiş ve:
“Neden ağaçtan kendini yere bırakıyorsun?” demiş.
“Ben sadece uçmak istemiştim…” demiş Mino.
“Ben de uçamam, ama güçlü bacaklarım var. Çok yükseğe zıplar ve hızlı koşarım.” demiş aslan gülümseyerek.
Sonra kaplan:
“Ben de uçamam. Ama nehirleri yüzerek geçebilirim.” demiş.
Zürafa başını eğmiş:
“Benim boyum çok uzun. En yüksek dallardaki yaprakları yiyebilirim.” demiş.
Mino biraz düşünmüş ama hâlâ üzgünmüş.
O sırada annesi ve babası yanına gelmiş. Babası sevgiyle şöyle demiş:
“Sevgili yavrum, herkesin farklı bir yeteneği vardır. Kuş uçar, balık yüzer, aslanlar çok çeviktir, hızlı koşar… Biz filler ise çok güçlüyüz.”
Annesi devam etmiş:
“Bak şu devrilen ağacı görüyor musun? Küçük hayvanlar onu kaldıramaz. Ama biz kaldırabiliriz. Bu da bizim yeteneğimiz.”
Mino gözlerini silmiş.
“Gerçekten mi?”
Babası kafasını sallayarak onaylamış.
“Hadi birlikte deneyelim.”
Mino hortumunu uzatmış. Mino daha küçük olduğu için ilk başta zorlanmış ama annesi ve babası destek olmuş. Sonunda koca ağacı yerinden kaldırmayı başarmış!
Ormandaki hayvanlar onu alkışlamış.
“Bravo Mino!” diye bağırmışlar.
Mino’nun kalbi mutlulukla dolmuş. O an anlamış ki herkes farklıymış ama herkes değerliymiş.
O günden sonra Mino artık uçmak istememiş.
Kendi gücüyle gurur duymayı öğrenmiş.
Ve bir gün yine gökyüzündeki kuşa bakıp gülümsemiş:
“Ben uçamam… ama ben çok güçlü bir filim. Gücümle etrafa fayda sağlıyorum. Ve bu bana yetiyor.”
O günden sonra Mino, ormanda devrilen ağaçları taşımış, arkadaşlarına yardım etmiş ve herkes ona teşekkür etmiş.
Ve küçük fil her gece uyumadan önce kendi kendine şöyle dermiş:
“İşte bu benim. Ve bu harika bir şey.”

Henüz yorum yok