Bir zamanlar çok kötü kalpli bir cadı varmış. Bu cadının üç oğlu varmış. Kardeşler birbirlerini çok sever, hep birbirlerine yardım ederlermiş. Ama cadı onların bir gün kendisine karşı çıkacağından korkar, onlara hiç güvenmezmiş.
Bir gün cadı, en büyük oğlunu büyüyle bir kartala çevirmiş. Zavallı genç artık yüksek kayalıklarda yaşamak zorundaymış. İnsanlar onu sık sık gökyüzünde büyük kanatlarıyla uçarken görürmüş.
Sonra, çok geçmeden ikinci oğlunu da kocaman bir balinaya çevirmiş. O da artık denizin denizde yaşamaya başlamış. Zaman zaman su yüzeyine çıkıp bir sürü su fışkırtırmış.
İki kardeş günde yalnızca iki saatliğine tekrar insan olabiliyormuş.
En küçük kardeş ise iki ağabeyine olanları görünce, kendisi için endişelenmeye başlamış.
“Ya annem beni de bir ayıya, kurda ya da başka bir canavara çevirirse?” diye düşünmüş.
Bu yüzden gizlice evden kaçmış.
Yolculuğu sırasında insanlardan bir şey duymuş:
Uzaklarda Altın Güneş Sarayı adında büyülü bir saray varmış. Bu sarayda bir prenses büyüyle hapsedilmiş. Onu kurtarabilecek kişi yalnızca bir kişi olması gerekiyormuş. Daha önce yirmi üç genç, onu tek başlarına kurtarmaya çalışmış ama hepsi hayatını kaybetmiş.
Artık sadece bir kişi daha deneme şansına sahipmiş.
Genç:
“Ben deneyebilirim!” demiş ve Altın Güneş Sarayı’nı bulmak için yola çıkmış.
Günlerce, gecelerce yürümüş. Ama sarayı bir türlü bulamamış. Sonunda büyük bir ormana varmış.
Tam o sırada iki dev onu yanına çağırmış.
Devler tartışıyormuş. Çünkü ellerinde sihirli bir şapka varmış. Bu şapkayı kim takarsa istediği yere bir anda gidebiliyormuş.
Ama iki dev de aynı güçte olduğu için kavga ederek karar veremiyorlarmış.
Devler gence demiş ki:
“Sen akıllı birine benziyorsun. Söyle bakalım, sence bu şapka hangimizin olmalı?”
Genç biraz düşünmüş ve şöyle demiş:
“Şapkayı bana verin. Ben biraz ileri gideceğim. Sonra sizi çağıracağım. Hanginiz önce bana ulaşırsa şapka onun olsun.”
Devler bunu kabul etmiş.
Genç şapkayı takmış ve yürümeye başlamış. Ama aklı hep prensesi kurtarmaktaymış. Yürüken bir yandan da içinden de sürekli şunu düşünüyormuş:
“Keşke şimdi Altın Güneş Sarayı’nda olsaydım…”
Tam o anda hop!
Birden kendini sarayın kapısının önünde bulmuş! Genç hem çok şaşırmış hem de sarayı bulduğu için çok sevinmiş.
Genç sarayın içine girmiş. Odaları tek tek dolaşmış. En sonunda son odada prensesi bulmuş.
Ama gördüğü şey onu çok şaşırtmış.
Prensesin yüzü solgunmuş, kırışmış gibi görünüyormuş. Saçları kötü bir kırmızı renge dönmüş, gözleri de garip görünüyormuş.
Genç şaşkınlıkla sormuş:
“Gerçekten o meşhur güzel prenses sen misin?”
Prenses üzgün bir şekilde gülümsemiş.
“Bu benim gerçek halim değil, insanlar beni böyle görüyor çünkü üzerimde büyü var.” demiş.
Sonra gence bir ayna uzatmış.
Genç aynaya bakınca hayret etmiş. Aynada dünyanın en güzel kızını görmüş! Ama prenses aynada ağlıyormuş.
Genç hemen demiş ki:
“Seni kurtarmak için ne yapmam gerekiyor? Seni kurtarmak için elimden geleni yaparım!”
Prenses anlatmaya başlamış:
“Eğer biri Kristal Küre’yi bulup büyücünün önüne götürürse büyü bozulur. Ben de gerçek halime dönerim.”
“Ama bunu yapmaya çalışan pek çok kişi hayatını kaybetti…”
Genç yine de kararlıymış.
“Yine de deneyeceğim. Bana ne yapmam gerektiğini söyle yeter.”
Prenses devam etmiş:
“Sarayın altındaki dağda bir pınar var. Orada korkunç bir boğa seni bekliyor olacak. Onunla savaşmalısın. Eğer onu yenebilirsen içinden ateşten kanatları olan bir kuş çıkacak.”
“Bu kuşun içinde bir yumurta var. Yumurta ateşli kanatların içinde uzun süredir beklediği için kıpkırmızı bir renkte. O yumurtanın sarısının içinde de Kristal Küre saklı.”
“Ama dikkat et! Eğer yumurta yere düşerse büyük bir yangın çıkar ve her şeyi yakar. Kristal küre de eriyip yok olur.”
Genç hemen dağın aşağısına doğru inmiş.
Pınarın yanında gerçekten de korkunç bir boğa bekliyormuş. Boğa çok öfkeli görünüyormuş.
Genç ile boğa arasında uzun ve zorlu bir savaş başlamış!
Sonunda genç boğayı yenmeyi başarmış.
Tam o sırada içinden ateşten bir kuş uçup çıkmış!
Kuş kaçmaya çalışırken gökten büyük bir kartal hızla ona yaklaşmış. Bu, gencin büyüyle kartala dönüşen ağabeyiymiş!
Kartal kuşu denize doğru kovalamış.
Kuş çaresiz kalınca yumurtayı bırakmış.
Ama yumurta denize düşmemiş. Bir balıkçının kulübesinin çatısına düşmüş ve çatı hemen yanmaya başlamış!
Tam o sırada denizden büyük bir dalga yükselmiş ve ateşi söndürmüş.
Bu dalgayı yapan ise gencin balinaya dönüşen ağabeyiymiş !
Ateş söndükten sonra genç yumurtayı bulmuş. Yumurta soğuk suyla temas ettiği için kabuğu çatlamış.
Genç dikkatlice içinden Kristal Küre’yi çıkarmış.
Sonra hemen saraya gidip küreyi büyücünün önüne koymuş.
Büyücü çaresizce şöyle demiş:
“Büyüm bozuldu… Artık Altın Güneş Sarayı’nın kralı sensin.”
Ayrıca Kristal Küre sayesinde gencin iki ağabeyi de tekrar insan olmuş.
Genç hemen prensesin yanına koşmuş.
Kapıdan içeri girdiğinde prenses artık gerçek haliyle oradaymış:
Işıl ışıl parlayan, çok güzel bir prenses!
Genç ve prenses birbirlerine gülümsemişler.
Sonra büyük bir düğünle evlenmiş ve birlikte hep mutlu yaşamışlar. ✨

Henüz yorum yok