Dağın tepesinde evlerini sürekli yükselten tavşan ve baykuşun masalsı illüstrasyonu.

Bir varmış, bir yokmuş…
Yüksek bir dağın tepesinde, yan yana duran iki küçük ev varmış.

Evlerden birinde neşeli bir tavşan yaşarmış. Tavşan sabahları erkenden kalkar, güneşin altında sebzelerini sular, toprağı eşeler, havuçlarıyla konuşurmuş.

Yan evde ise bilge bir baykuş yaşarmış. O da uzun saatler boyunca ormanı seyreder, rüzgârın sesini dinler, güzel doğa manzarasını izlemeyi çok severmiş.

İkisi akşamları birlikte gün batımını izler, sohbet eder, güler, eğlenirlermiş. Çok iyi komşuymuşlar.

Ta ki o gün gelene kadar…

Bir gün baykuş kaşlarını çatarak:

“Sevgili Tavşan, sebzelerin çok uzadı. Artık ormanı göremiyorum, o güzel manzara sebzelerin yüzünden görünmüyor.” demiş.

Tavşan şaşkın bir şekilde:

“Ama ben de karnımı doyurmak için sebze yetiştirmek zorundayım!” demiş.

Baykuş düşünüp taşındıktan sonra kendi evinin çatısına birkaç dal daha eklemiş. Evi biraz yükselmiş.

Tavşan bunu görünce homurdanmış.

“Böyle yaparak benim evime gelen güneşi kesiyorsun! Sebzelerim nasıl büyüyecek! ”

Baykuş omuz silkmiş ve:

“Senin sebzelerin önemliyse, benim de manzaram önemli!” demiş.

Bu sefer tavşan da hırs yapmış. Evinin üstüne toprak taşıyıp sebzeleri çatıya ekmiş.

Fakat sebzelerini sularken suyun bir kısmı aşağı akmış… ve baykuşun kafasına şapır şapır dökülmüş!

“Heyyy! Ne yapıyorsun!” diye bağırmış baykuş sinirli sinirli.

Bu olaydan sonra baykuş evini daha da yükseltmiş.

Bu böyle sürüp gitmiş…

Tavşan da:
“Görürsün! En yüksek evi ben yapacağım!” diye bağırmış.

Baykuş yukarıdan seslenmiş:
“Ne dedin?!! Seni duyamıyorum bile!”

Artık eskisi gibi konuşup sohbet etmiyorlarmış, sadece yarışıyorlarmış…

Tavşan daha fazla toprak taşımış.
Baykuş daha fazla dal toplamış.

Derken çok geçmeden…

Dağın tepesindeki o iki sevimli ev birer dev kuleye dönüşmüş.

Ama fark etmedikleri bir şey varmış. Yüksekteyken rüzgâr çok daha sert esiyormuş.

Ve……bir gece fırtına çıkmış.

Rüzgâr uğuldamış.
Tavşanın evindeki eşyalar gıcırdamaya, baykuşun evindeki dallar çatırdamaya başlamış.

Tavşan korkuyla bağırarak şöyle demiş:

“Merdivenim uçuyor!”

Baykuş çığlık atmış:

“Galiba benim evim de uçacak!”

Derken…

“ÇAT!”
“PAT!”

İki ev birden yıkılmış.

Tavşan toprağın altında kalmış.
Baykuş kırılan dallardan yuvarlanarak aşağıya düşmüş.

Bir süre sessizlik olmuş.

Sonra ikisi de birbirine bakmış… ve aynı anda gülmeye başlamışlar.

Baykuş iç çekmiş:

“Galiba biraz abarttık. Hem zaten o kadar yüksekten manzara görünmüyordu bile.”

Tavşan başını sallamış:

“Evet, haklısın… yarışırken neyi kaybettiğimizi fark etmedik.”

Artık ikisinin de evi yokmuş.

Ama bir şeyleri varmış:

birbirleri.

İkisi birlikte daha küçük ama eski evlerinden çok daha sağlam bir ev yapmışlar.

Evin yanında tavşanın geniş bir sebze bahçesi varmış.
Çatısında ise baykuş için rahat bir yuva.

Artık ne manzara kaybolmuş…
Ne güneş engellenmiş.

Ve dağın tepesinde artık en yüksek ev değil…
En mutlu ev varmış. 🌅

Henüz yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir